Tarihin derinliklerine baktığımızda Kıbrıs’ın 1571 yılında II. Selim komutasındaki Osmanlı-Türk Ordusu adayı fethederek, kesintisiz olarak 308 yıl sürecek egemenliği başlıyordu. Ancak 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı günlerinde Osmanlı Devletine destek olması karşılığında imzalanan Ayastefanos Anlaşması ile Kıbrıs Adası İngilizlere kiralanıyordu. Ancak I. Dünya Savaşı günlerinde Osmanlı Devleti ile İngiltere’nin zıt kutuplarda yer almalarının ardından İngilizler adayı ilhak ettiklerini dile getireceklerdi.
İngiliz Yönetimi döneminde 1931 yılında Enosis’i gerçekleştirme adına isyan eden Yunanistan Kıbrıs konusunu 1954 yılında BM’e taşıyarak Self-determinasyon “Halkların kendi kaderini tayin hakkını” dile getirerek Kıbrıs’ı ilhak etmek isteyecek ancak İngiltere buna fırsat vermeyecekti.
Gerilere dönüp bakacak olursak; Michael Mouskos’un 1948’de Kition Piskopos’u olarak adaya dönmesiyle birlikte Rum-Yunan ikilisinin Enosis faaliyetleriyle dolu yeni bir dönem başlıyordu.
21 Kasım 1949 tarihinde Birleşmiş Milletlere müracaat eden Rumlar, “Anavatan Yunanistan’la birleşmek için self-determinasyon hakkının halkımıza tanınmasını istiyoruz” diyerek adada 15 Ocak 1950’de tüm ada genelinde Kiliselerde Plebisit düzenlerler. Neticede 4 Şubat 1950 günü İngiliz Valisi’ne resmen bildirilen ve ilan edilen Plebisit sonuçlarına göre 18 yaş üstündeki oy veren 224747 Rum’un 215000’ni ‘Enosis’ için ‘Evet’ demişlerdi. Diğer bir değişle oylamaya katılan Rumların %96’sı ‘Evet’ oyu kullanırken Enosis isteklerini dile getiriyorlardı.
Ancak, Plebisit sonuçlarını tanımayan İngiliz Valisi, Başpiskopos II. Makarios’a gönderdiği yazıda “İngiltere, Kıbrıs sorununu kapanmış bir konu olarak görmektedir. Kıbrıs’ta statü değişikliği söz konusu edilemez” diyordu.
Yine o günde Kıbrıs Türk halkının endişelerini giderici bir demeç veren Türkiye Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak : “Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı söz konusu olamaz. Ada’nın el değiştirme durumu ortaya çıkarsa eski sahibi Türkiye’nin de görüşleri alınacaktır” demişti.
Netice itibarı ile 15 Ocak 1950 Enosis Plebisiti dünden bugüne Kıbrıs’ta yaşanacak ve de bugünlere kadar gelecek olan olayların yaşanmasının da kapısını açıyordu.
1 Nisan 1955’te faaliyete geçen EOKA tedhiş örgütü başta Kıbrıs Türk halkı olmak üzere İngilizlere karşı da faaliyete geçerken EOKA daha ilk bildirisinde “Uluslararası diplomasi yoluyla bize bağımsızlığımız verilmezse kan dökerek Enosis’i gerçekleştireceğiz” diyorlardı.. Bazı EOKA’cılar hatıralarında yıllar önce Girit Adası’nın Türklerden kurtarılarak Helen Adası yapılmasını, Kıbrıs için de örnek aldıklarını dile getirirlerken Kıbrıs Türk Halkı da 1958’de kurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı ile Rumlara hele bir dur diyecekti.
Geriye dönüp bakacak olursak, 5 Şubat 1959 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes, Yunanistan Başbakanı Karamanlis, Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof ve Türkiye Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun bir araya gelmelerinin ardından Kıbrıs’ın statüsünün ve anayasasının dayanacağı ilkeler üzerinde anlaşmaya varmaları üzerine 11 Şubat 1959 Zürih Antlaşmaları imzalandı.
11 Şubat 1959 Zürih Antlaşması; “Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın temel yapısı ile ilgili Anlaşma”, “İttifak Anlaşması” ve “Garanti Anlaşmasın”dan oluşmaktadır. Ancak, bu anlaşmaları pek tabii ki İngiltere’nin de imzalaması gerekiyordu. Bu gelişmelerin ardından ön anlaşmayı görüşmek üzere taraflar Londra’da bir araya geldiler. Gerçekleşen görüşmelerin ardından bu anlaşmaları T.C Başbakanı Adnan Menderes, Yunanistan Başbakanı Karamanlis, İngiltere Başbakanı MacMillan , liderimiz Dr. Fazıl Küçük ve Rum lideri Makarios 19 Şubat 1959 Londra Anlaşmasını imzalamışlardı.
19 Şubat 1959 Zürih ve Londra Anlaşmalarını imzalamasını ardından 6 Mart 1959’da Kıbrıs’a dönüşünde bu anlaşmaları imzaladığı için kendisini tenkit edenlere Makarios: “Merak Etmeyiniz, Bu Antlaşmalar Enosis’e Sıçrama Tahtası Olacak” derken benzer şekilde Yunan Meclisinde kendisini tenkit edenlere Yunanistan Dışişleri Bakanı Karamanlis: “Beyler Düşününüz Bir Kere Enosis’e İngiliz Yönetiminden mi Yoksa Kıbrıs Cumhuriyetinden Daha Kolay Gidilir” diyecekti.
Yine o günde konu edilen Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşuna giden yolda gerçekleşen daha imzası kurumadan 13 Kasım 1959’da Makarios : “Adanın idaresi 8 asırdan bu yana ilk kez Rumların eline geçmiştir” demişti.
Yine, EOKA’nın kuruluş günü kutlamalarında 1 Nisan 1960’ta Makarios: “Ümit ve emellerimiz Zürih ve Londra Antlaşmaları ile tamamen gerçekleşmiş değildir. Fethedilen kalelerden nihai zafere doğru mücadeleye devam edeceğiz” derken hedeflerinin Enosis’i gerçekleştirmek olduğu çok açık ve net olarak beyan ediyordu.
Diğer bir değişle 1960 Anlaşmaları imzalandığı günde dahi Rum-Yunan ikilisi Megali-İdea hayalleri çerçevesinde Enosis’e giden yolu açmayı hedefliyorlardı.
Konu antlaşmalarla birlikte bağımsız ve egemen bir devlet yaratılırken Rumların hedeflediği ‘Enosis’ ve Türklerin hedeflediği ‘Taksim’e giden yollar kapatılıyordu.
Ancak İsmet İnönü liderliğindeki CHP “Kıbrıs’ın Bağımsızlığı” fikrini benimsememişti. Nitekim konu ile ilgili olarak İsmet İnönü:
- 16 Haziran 1958’de son çare olarak kabul edilen ‘Taksim’ tezinin milletçe benimsenmesinden sonra, hükümetin kendiliğinden prensip değiştirmesi yanlıştır.
- Antlaşma hükümleri iyice incelendiğinde, Taksim’e yönelik açık kapı bırakılmamıştır. Ancak hukuken engellenmiş olsa da fiilen bertaraf edilmemiştir.
- İki toplumun birlikte yaşamasını sağlayacak olan anayasal hükümleri muğlaktır, deniliyordu.
Geriye dönüp baktığımızda 19 Şubat 1959 Zürih ve Londra Antlaşmaları temelinde, 16 Ağustos 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde 950 kişilik Yunan Askeri alayı ve 650 kişilik Türk Askeri Alayı Mağusa limanından yeniden adaya ayak basarken 82 yıllık bir hasretin ardından Kıbrıs Türk Halkı Türk Askerine yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşıyordu.
Nitekim, 16 Ağustos 1960 Anlaşmaları ile ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’ne %70 Rum ve %30 Türk her kurumda temsil hakkına sahipti. Cumhurbaşkanı Rum ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türk olacaktı. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısının ‘veto’ hakları olacaktı.
16 Ağustos 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile iki uluslu Kıbrıs Cumhuriyeti doğmuştu. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti egemenliğin ve bağımsızlığın bir diğer değişle Kıbrıs Türk ve Rum halklarına ortaklaşa verildiği, fonksiyonel federatif bir ortaklık Cumhuriyeti idi. 1960 Anayasası bir halkın diğerine hükmedemeyeceği esasını da beraberinde getirmişti.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarında Kıbrıs Türk Halkının hayati çıkarlarını ilgilendiren konularda ‘veto’ hakkı olması, Temsilciler Meclisi’nde 15 Türk Milletvekilinin en az 8’nin onayının gereksinmesi yanında Yüksek Anayasa Mahkemesinde eşit temsiliyetin olması, Kıbrıs Türk halkına güven veriyordu. Yine Bakanlar Kurulunda 7 Rum, 3 Türk Bakan vardı ve de 3 Bakandan en az 2’nin olumlu oyu şarttı ve de Makarios Kıbrıs Türk Halkının bu siyasi eşitliğini kabullenememişti.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında Türk ve Rum Cemaatlerinin kendi sahalarında yasama ve yürütme yetkileri vardı. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında amaç; Adada din, dil, ırk ve ulusal kimlik yönünden tamamen farklı iki halkın politik, eşitlik ve ortaklık esasına dayalı bir Cumhuriyet altında birlikte yaşamalarını sağlamaktı.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarının Kıbrıs Türk Halkı açısından sağladığı en önemli husus; Kıbrıs Türk halkının iki egemen halktan biri olduğu; yine ayni antlaşmaların ortaya koyduğu diğer önemli bir husus ise Kıbrıs Türk halkının Rumlarla eşit iki halk olduğu hususudur..
1960 Anayasasının en önemli maddelerinden biri de Adanın tümünün veya bir kısmının başka bir ilke ile birleşmesine kapalı olması idi. Diğer bir değişle 1960 Antlaşmaları, Enosis önünde bir engeldi.
Ancak ne var ki Rum-Yunan ikilisinin bu antlaşmaları Enosis’e sıçrama tahtası olarak görmesi nedeniyle Kıbrıs Cumhuriyeti uzun ömürlü olmayacak ve de 21 Aralık 1963 Kanlı Noel silahlı saldırıları ile yıkılacaktı. YARIN DEVAM EDECEK..